Atatürk Neden Ankara’ya geldi?

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bugün 27 Aralık 2019, Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin 100.yılı.

Gerek yazarlar ve araştırmacılar ve gerekse eğitimciler yeni nesillere, Millî Mücadele’nin merkezinin Ankara’da olmasını, Ankara’nın başkent oluşunu falan türlü sebeplerle uzun uzun anlatırlar. Hatta pek çok romanda, kitapta ve anlatımda bahsedildiği üzere “Bozkırın tozlu kasabası” tanımını kullanırlar.

Nedense hiç kimse Atatürk’ün NEDEN Ankara’ya geldiğini anlatmaz.

Oysa o günlere baktığımızda, öne sürülen sebeplere ve avantajlara çok daha fazla sahip yerler vardır.

Meselâ Kayseri, daha gelişmiş, daha çok yol kavşağı ve ulaşım imkânı olup daha geniş iletişim avantajı var.

Meselâ Sivas. Öyle ki Sivas Anadolu’daki en gelişmiş şehir. Zaten en önemli kongre de burada yapılmadı mı? Sivas varken Ankara’yı bırakın, Kayseri’ye gitmek bile saçma değil mi?

O halde NEDEN ANKARA?

Ankara “Bozkırın tozlu kasabası” falan değildir. Aksine tarihin her döneminde zirvede olmuş bir “Başkent”tir. Yani Ankara ilk defa başkent olmuş değildir.

Bunu anlatabilmek için Ankara’nın tarihinde hızlı bir gezinti yapmak gerekir.

Ankara Kalesi, ilk yapım tarihi bilinmeyen, 5 bin yıl önce yapılmaya başlandığı tahmin edilen ve o günden beri bölgede hüküm süren her devletin en önemli kalelerinden biri olmuş bir kaledir. Tabi kale çevresinde gelişen ve büyüyen Ankara şehri de aynı şekilde çok eski ve önemli bir şehirdir.

Bu önem ve gelişmenin sebebi, kalenin kurulduğu tepenin korunaklı ve uzun mesafelere görüş imkanı sağlaması kadar Çubuk ve Polatlı Ovalarının gıda, üç koldan gelen derelerin birleşerek Ankara Çayını oluşturması sebebiyle de su ihtiyacının karşılanmasıdır. Yani burası, gıda, su ve korunma ihtiyaçlarının tamamını karşılayabilen bir noktadır.

Cumhuriyet yıllarında Eti Yokuşunda yapılan kazılarda Anadolu’nun en eski insan iskeleti bulunmuştur.

Lidyalılardan Hititlere, Romalılara ve hatta Arap Kraliçesi Zenobia’ya kadar pek çok devlet ve kral hükmetmiştir. Anadolu’nun kalbinde yer alıp, dört yöne geçiş yollarına da sahiptir.

Meşhur eşek kulaklı Midas’ın hikâyesinde anlatılan nehir Ankara Çayı’dır.

Balkanlar üzerinden gelip bölgede hakimiyet sağlayan Galatların kurduğu Galatya’nın başkentidir.

Roma döneminde, hem Galatya eyaletinin ve hem de Roma’nın doğu eyaletlerinin yönetim merkezidir.

Tarihin çok eski zamanlarına kadar uzanan bir ibadet merkezidir. Roma İmparatoru Augustus Ankara’yı ele geçirdiği zaman, Anadolu’nun 1500 yıldır taptığı Med ve Kybele tanrılarına ithafen Augustus tapınağını yaptırmıştır.

Yeni bir din her zaman eski dinin inanç merkezlerinde ve onun yıkıntılarında büyür ve gelişir. Kendi inancınızı en rahat “inanan” insanları ikna ederek yayarsınız. İnanmayana ne anlatacaksınız?

Roma’da Yahudilerin baskısı sebebiyle Hıristiyanlık dördüncü yüzyıl başlarına kadar yasaktı. Ankara’daki Augustus Tapınağının Baş Rahibi Clement Hıristiyan olup gizlice Hıristiyanlığı yaymaya başladı. Durum anlaşılınca yardımcısı ile birlikte 304 yılında tutuklandı. Zindanda uzun yıllar işkence görerek 314 yılında öldü. Buna rağmen Hıristiyanlık gelişince 321 yılında Roma Hıristiyanlığı serbest bıraktı.

Hacı Bayram da öncekiler gibi kendi merkezini buraya kurdu. Hacı Bayram Camisi ile Augustus tapınağı birbirine bitişiktir. Camide tapınağa ait malzeme ve taşlar da kullanılmıştır.

Ankara, aynı zamanda yüzlerce yıl Roma’nın yazlık Başkenti olmuştur. Binlerce Roma yasasının altında Ankara adı bulunur.

Diğer taraftan Ankara, kuru ve serin havası sebebiyle Roma’nın tatil şehridir. Çankaya ve Dikmen sırtları soyluların saraylarıyla dolu olduğu gibi Ulus’taki Roma hamamları da imparatorluğun en büyük eğlence merkezi durumundadır. Bu hamamlar zenginler olmadan nasıl ayakta kalırdı ki?

200 bin nüfusuyla 2 bin yıl önce Roma İmparatorluğu’nun en büyük şehridir.

Hepsinden belki de daha önemli bir konu olarak Ankara, Anadolu’da kurulan ilk Cumhuriyetin merkezidir. Yaklaşık 1000 yıldır da meclisle yönetilmiştir. Çünkü Ankara’da Ahiler vardır.

Ahiler kurdukları ticarî düzenin yanısıra bölgeyi de yönettiler. Ahilik, basit bir esnaf locası değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesi ve yönetim sistemidir.

Seçimle işbaşına gelmiş bir meclis ve başkan tarafından yönetilirler, yani hemen hemen bir Cumhuriyet sistemidir.

Osmanlı zamanında bile o meclis çalıştı. Meclisin Başkanı Valinin yardımcısı olarak görev yaptı.

Ankara, 1000 yıl önceki Moğol işgaline karşı, Ahi Evran namı diğer Nasrettin Hoca ile yürütülen millî direnişin merkezidir.

O günlerde düşmanla işbirliği yapan Mevlana ile içte ve işgalci Moğollarla dışta mücadele edildiği gibi 100 yıl önce de Şeyh Sait, Anzavur, padişah ve yerli işbirlikçilere karşı içte ve işgalci devletlere karşı dışta mücadelenin merkezi olması “tesadüf” müdür?

Bir tarafta “Deha” Mustafa Kemal, diğer tarafta “Bozkırın tozlu kasabası Ankara”, öyle mi sizce?

Hoşgeldin Ankara’ya Atam…

(Lütfen beğenip geçmeyin, gereksiz şeyleri paylaştığınız gibi bunu da paylaşın. Belki genç bir kardeşimiz okur da öğrenir.)


  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir