Karakoldan `karakterimi çaldılar` dayağı




Diyelim ki bilgisayarda oyun oynamayı seviyorsunuz. Belli karakterlerin canlandırıldığı ve sürekli gelişen MMORPG tarzı oyunlardan oynuyorsunuz. Bir karakter seçtiniz ve onunla 2 sene oynadınız. öyle bir gelişt ki oyunda kullandığınız karakter, satmanız için size 1500-2000 dolar paralar teklif ediliyor.

Bir gün bir baktınız ki oyuna giremiyorsunuz. şifreniz ve karakteriniz çalınmış. Ne yaparsınız?

Tabii ki hemen karakola gidip şikayetçi olursunuz. Öyle ya, en az 4-5 bin TL tutan oyun karakteriniz çalındı. EVinizden televizyonunuz ya da cebinizden cüzdanınız çalınsa karakola gidip şikayetçi oluyorsunuz da oyun karakteriniz çalınırsa nereye gideceksiniz?

Tavsiyemiz, sakın gitmeyin! Oyun karakterinizi bilmem ama fiziksel karakteriniz zarar görebilir. Karakolda "Bizimle dalga mı geçiyorsunuz lan!" diyerek dayak yiyebilirsiniz.

Şaka bir yana benzer olayların çok yaşandığı bir ülkeyiz ne yazık ki.

İşte size bugünkü siyasetçilerin hayali ihracatlarla zengin oldukları dönemden bir hayali ihracat suçlaması! örneği

"1989-2004 yılları arasında Netaş’ın AR-GE Direktörlüğü’nü yürüten Ali Akurgal’ın ilginç bir anısı
Siz, yazılımın birimi nedir bilir misiniz?
Metre.
Evet metre.
Neden metredir bilir misiniz?
Anlatayım:

1992 yılında, yâni topu topu 20 yıl önce, Netaş’ta ilk yazılım ihracatını gerçekleştirdik. Hazırlanan bir yazılım paketini; tuşa bastık, o zaman internet falan yok, çatıdaki çanak marifeti ile, vallahi de billahi de müthiş bir hız olan 128kb/s ile, İngiltere’ye uydu üzerinden yolladık. Faturayı da pullu posta ile yolladık. 2M$ bankaya geldi, kasaya koyduk.
Aradan 3-4 ay geçti, vergi memurları geldiler. Dediler ki,

“siz bir fatura yollamışsınız, 2M$”. “Evet” dedik.

“Bu para ödenmiş” dediler. “Evet” dedik.

“Ama mal çıkışı yok, bu hayali ihracat” dediler!

Bunun üzerine vergi memurlarını ArGe’ye aldık, bir bilgisayarın başına oturttuk. “Şu ‘enter’ tuşuna basar mısınız” dedik. Biri bastı. Sonra “ne oldu” diye sordu. “300k$’lık ihracat yaptınız, bunun da faturasını yollayacağız, o da ödenecek” dedik. Adam suça ortak olmuş olduğu için çok kötü oldu. Sonra yazılım nasıl yazılır, uydu bağlantısı nedir, bu ne kadar para eder bunları gezdirip gösterip anlattık. Adamlar “çok iyi anladık ama mal çıkışı olması lâzım, mevzuat böyle” dediler.

Bunun üzerine dedik ki: “biz bu yazılımı banda kaydedelim ( o zaman CD yok, hattâ kaset bile yok, ½” makaralı bant kullanılıyor) onu yollayalım”. Adamlar bir çözüm bulmuş olmanın sevinci ile “tamam dediler, kaydedin yollayın”. İhraç ettiğimiz yazılımın kaydı iki makara etti. Bunlar paketlendi ve gümrük komisyoncusuna verildi. Komisyoncu, bunları gümrüğe götürdü ve ihracat işlemine başladı. Gümrük memuru, işlemi yapmış yapmış ve bir noktada sormuş: “TIRlar nerede?”. Komisyoncu da “TIR MIR yok hepsi bu iki zarf” demiş, masanın üzerindeki teyp bantlarını göstermiş. Gümrük memuru “bu iki zarf 2M$ edemez, ben bu işlemi yapamam” demiş, bırakmış.

Mahkemeye gidildi, bilirkişi heyeti kuruldu, bizim o iki makaradaki yazılımın 2M$ edip etmeyeceğini (nasıl baktılarsa?) inceledi. Neyse ki, 2M$ eder dediler de “hayali ihracat”tan kurtulduk. Bu sefer, aynı komisyoncu, aynı gümrük memuruna aynı iki makarayı “2M$ eder mahkeme kararı” ile götürüp işlemi yeniden başlattı. Ancak, yine işlem sırasında, ihraç malının birim fiyatı, miktarı ve toplam fiyatının girilmesi gerekiyor. Mevzuat öyle. Ne yapsınlar, iş daha uzamasın diye bakmışlar zarfta teyp bandı var, bir makarada kaç metre bant vardır diye kestirmişler, makarası 1.000 metreden 2.000 metre yazılım ihraç etmiş olmuşuz.
Yaaa, yazılımın birimi metre. İşte böyle."

Yani siz siz olun, karakterinize sahip çıkın...


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Bu makale 27.05.2017 11:42:30 tarihinde eklenmiş ve toplam kere okunmuştur.



Okuyucu Yorumları